Gece yarısına az kala
uzun bir bekleyişin ardından
anca gelebildi köy otobüsü
bir hamleyle binemedi otobüse
az sonra arkama oturacak yaşlı adam.
bembeyaz saçları, Nisan ayı olmasına rağmen soğuktan al al
olmuş
burnu ve yanakları, yaşlı ayaklarının zar zor taşıdığı bedeniyle
tam bir 'dede'ydi o.
Belki ölmüş karısının yadigarı idi ona elindeki sepet,
sepetin içinde yerleştirmişti dikkatlice çuvalı, çuvalın içine bakmadan anlamıştım
içinde ıhlamur olduğunu.
Tıkış pıkış doldu
geç saate rağmen otobüs.
Ayakta duran yolculardan biri, gençten bir kızdı bu kendi
parasını yeni yeni kazanan,
- Amca ben tanıyorum seni, ıhlamurun var mı yine? diye sordu.
- Evet var, diye karşılık verdi titrek sesiyle dede. Ardından bir paket hışırtısı geldi.
- Ne kadar? diye sordu kız.
- 2lira...diye cevapladı.
arkama bakmadım...
Kızın şaffaf poşete konulmuş ıhlamuru çantasına koyarkenki
anına tanık oldum sadece.
Köye vardık. Benim ineceğim duraktan 4 durak önce indi dede.
Kazanamadığı paraları evine götürmek üzere,
ağır aksak adımlarıyla
yoktan varoluyordu.
Ertesi gün ve ondan sonraki gün o dedenin olası tüm
yaşadıklarını düşündüm.
Utandım şımarıklığımdan,
şımarıklığımızdan
Ya nike güzel değil, New Balance'lar daha iyi ama onlar rahat ama çok kaba.
Starbucks mı Illy mi?
Yaaaaaa Kanyon'dan çok sıkıldım Arnavutköye mi gitsek?
Zara'ya çok güzel yazlık ceketler gelmiş ama ben galiba
Bershka'dan alacağım. Pull and Bear'ın yeni sezonu çok iyi.
Bu ekmek çavdarlı falan normal ekmek gibi değil.
Pinkberry yiyoooorum kalorisi daha az diyet için baya iyi.
Öğle yemeği çok kötü, hadi dışarda yiyelim.
Bugün bir markettte gördüm ,
adamın sattığı ıhlamurun yarı
paketi
6.99 TL idi ve
onunkiler gibi kokmuyordu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder