14 Aralık 2012 Cuma

Masallarla yaşayanlar için,
illüstrasyonları ve hikayesi oldukça güzel,
aklı sürekli gökyüzünde olan bir kızın sımsıcak hikayesi.


13 Aralık 2012 Perşembe

Bu blogda paylaştığım ilk şarkı,
bir başkasına ait ama içinde bulutları olan yumuşacık bir şarkı.


4 Aralık 2012 Salı


BENDEN BİR ŞİİR OLMAZ.


Yazmak insanın mastürbasyonudur derler
ve sen de bunu oldukça sert yapmışsın
ruhundan atmak istercesine beni.


VE SEN;

Uğruna şiirler yazdığın
Yuvarlak kalçaların içinde
Daha bir dolacaksın kibirle
Kendini kandırdığın
Yalancı bir kinle
Tüm arzuladığın kadınların
hayallerine karşılık, 

YAŞAYACAKSIN!

23 Kasım 2012 Cuma

VERESİYE

Az önce,
ortalama bir mutlulukla
bana bahşedilmiş bir hayatı
veresiye geçiştirdim.

11 Kasım 2012 Pazar

SIĞINAK BENİM

Masanın altına sığınmak istiyorum
Sığamıyorum ki,
acılarla
mutluluklarla büyüyüp
kocaman bir kadın olmuşum farkında olmadan.

Ben ne zaman bu kadar büyüdüm?

Anladım çocukken sığınabildiğin masanın altına artık sığamamakmış
büyümek.

Kendinden başka bi yere sığınamamakmış.
Üzerine örttüğün battaniyeden ayaklarının taşmasıymış,
Tuvalet sırası bekleyen insanların, sen içerdeyken, kapıya sabırsız
sabırsız vurmasıymış,
gittiğin bütün yolların bitmesiymiş,
sevdiğin tüm insanların sırasıyla ölümünü izlemekmiş.

Büyümek buymuş.

Sığamamak
sığınamamakmış!

8 Kasım 2012 Perşembe

Bulutlar da insanlar gibi değişken
ama çok aldanmamalı onlara.
Sonbaharın bulutları
nasıl saklamak için güneşi
kaplıyorsa göğü
en koyu giysisiyle
biz de saklıyoruz
kendi içimizdeki güneşi
bir acıya karşı
sevdiğimize,
sevdiklerimize.


27 Ekim 2012 Cumartesi

ARAF



Ağzımda,
saatler önce yediğim
soğanının bıraktığı bol susamalı
garip tat
uyandırdı beni.

Üzerime örtülmüş iki kat battaniyenin altında giderek eziliyorum.
Belirsiz bir ateş bu anlamsız yükün altında,
bedenime yayılan.

Susuyorum

Zaman geçiyor
ben yine,

Susuyorum,

tüm acımı içime.

İçime  doğru susuyorum
hıçkırıklarımı.

Uyanamıyorum, uyuyamıyorum da
Bir garip araf
Rüyalarım,
Bin parçalı bir puzzle
her sabah son parçasını bulup
tamamlayamadan
uyandığım.

22 Ekim 2012 Pazartesi

HAYDARPAŞA YAZGISI:

Sonbaharda daha bir başka olurdu tren ile yolculuk
durgun soğuk mavi denizin yanından geçerdi tren
tıngır mıngır. 
Karanlık tünellerin sonundaki ufak ışık huzmeleri 
umut verirdi insana...

Farklı insanların hayatlarına dahil olurdum iki saatliğine, 
kalabalığın uğultusunda unuturdum her şeyi,
seyredalardım kocaman camın arkasındaki manzarayı. 
Yazın sıcağında kocamış tülleri uçuşurdu saçıma, 
güneş yüzüme vururdu 
ve ben hiç kaçmazdım güneşten.
o trenin beni nereye götrümesini istersem; 
oraya götürürdü beni. 

Üniversite'de ilk yıllarımın anlamıydı gidişlerim. 
Her türlü duyguyu sığdırırdım bir gidişe.


Ama her şey geçer değil mi sizce?
Unutulur bütün anılar yıkılınca, yakılınca binalar.
Siz nereden bileceksiniz ki bunları yaşamadan;
Ben de herkes gibiyim,

sadece 



kabullenmek istemiyorum sevdiğim bir şeyi yitirmeyi.
 
 



 
Söylenmemiş çok söz var gibi, Bir an söyleyecek oluyorum
Sonra ani bir kararla vazgeçiyorum
havada asılı kalan eksik cümlelerimi bir nefesle içime çekiyorum gerisin geriye.

Susuyorum,
susturuyorum kendimi.

18 Ekim 2012 Perşembe

Bulutlar okşuyor saçlarımı
başımın üzerinden geçerken
hissedemiyorum şevkatli ellerini
çabucak geçiyor ruhumdan.

Kafam ağır
kaldırıp bakamıyorum
göğe.


29 Eylül 2012 Cumartesi

BEYAZ PEÇETELER

Buruşmuş pembe yatak çarşafında
Bulut kümeleri gibi yerini almış
Defalarca kere en şiddetli yağmur olan
gözyaşlarıma maruz kalmış
ıslak beyaz peçetelerin
gözeneklerinin
benim tarafından
işgal ediliyor olmasını düşünüyorum.

Acının somut bir sonucunun
bir paçavra gibi kenara atılması
çok üzücü geldiğinden midir nedir bana
toplamadım hiçbirini.

Bu tatlı bulutların
Beyaz karlı dağlara dönüşümüne
Tanıklık etmekten korkuyorum.


Bir insanın  kendisiyle baş başa kalması ne kadar zor.

HAVLU

Kabul ediş ve derin bir iç çekişin karamsar nefes kokusunu
geçirir diye ummuştum
dişimi fırçalamak.
Ağladıkça akıtırım belki 
gördüğüm yüzleri,
anıların giderek silikleşmesini.

Ne acı bunun da pek mümkün olmaması.

Oysa ki ,
Isterdim
bir şeylere tepki gösterebilmeyi
nedenli yere saçmalayabilmeyi
hala diyebilmeyi.

Küvetin içindeki sıcak  suda
çabalamayı bırakmış
Japon balığı gibiyim
kendi fanusumu
düşünüyorum.
muhtemelen bir kaç ay daha yaşayacak
ama sonu benim gibi ölümle
sonuçlanacak fanustaki diğer balıkları.

Üzülmüyorum.

Su soğudu
üşüyorum
havlun bende kalmış

Sarıldım.

vernelin kokusu kokunu bastırmış
tıpkı ilk günkü gibi
sensiz,

havluya.


Ölür gibiyim ama
yaşıyorum hala.


22 Eylül 2012 Cumartesi

KARANLIK RENKLER

Bütün gün yalancı bir güneşte
kaldıktan sonra
akşamüstüne doğru
vücudu saran ince titremeli
sonbahar havası gibi hislerim.

Yalayıp,
burnuma doğru kokusunu
almak için ittirdiğimde
dudaklarımı,
içime doldurduğum
önceki öpüşlerinin kokusu.

Kadehe bastırılmış
dudak izinden
tanınabilen
büyük bir iç acısı.

Bakışlarım bulutlara dayalıyken
düşündüm durdum hep bunları.

Sonra onlar gittiler
giyinerek karanlık renklerini
flaşların ardı ardına patladığı
o gürültülü cümbüşe
sonbaharın bulutları.

Düşüncelerimin üzerine
basa basa.
UCUZ BİR ŞİİR


Ucuz bir şiir yazdığım
olabildiğince tasarruf ediyorum
anlatamadığım hislerimle
gökyüzünün bulutsuz yüzüyle
aynı cümlede birleştirmyei başaramadığım
düşüncelerimle
Çayı bedava içiyorum 
işyerinde
öğle yemeklerim bedava,
çeşit çeşit
aylık akbilim cebimde
yol paramı da düşünmüyorum
Ucuz bir şiir bu yazdığım
daha önce kullanılmış 
bir peçete üzerine.

11 Mart 2012 Pazar

11 MART

Günlerden aşk;
bulutlar geçiyordu,
sevdalı kafalarının üzerinden.
Bir adam bir kadını öptü
tutkuyla
ve
film başladı
bembeyaz perdede...

5 Mart 2012 Pazartesi

Sana Dokunmak / 4 Mart Pazar





Pürüzsüz teninin üzerinde geziniyor parmak uçlarım.


Sana dokunmak;
dilde eriyen
pamuk şekeri gibi
tatlı,
geçici...

Kör birinin ilk kez görmesi gibi dünyayı;
bulanık,
karmaşık.

Sana dokunmak
bahar gibi;
ısıtmayan ve üşütmeyen,
uyanışlarla dolu.

Yeniden başlamak
ve herşeyin yok oluşuna tanık olmak gibi;
uykusuz,
gece gibi örtücü...

Sana dokunmak;
mavi,
kırmızı,
yeşil,
sarı,
mor!


Sana dokunmak;

ölümlü!

2 Şubat 2012 Perşembe

SOBE! - 2 Şubat 2012 - İstanbul

İnsanlar öyle alışkın ki
alışkanlıklarına
ezberlenmiş suskunlukları hep bu yüzden

bu yüzden,

gamzelerine ulaşamayan adımlarla dolu gülümsemeleri,
düşüncelerine ördükleri duvarları,
yorgunlukları...

Ama bak ben korkmuyorum
koşmaktan,
düşüp dizimi kanatmaktan.

Ebe ben olurum
sen kaç,
Saklan!

Gözlerini sobelediğimde
bu oyun bitecek
saklanmana gerek kalmayacak
yaşamın boyunca...


Yumuyorum gözlerimi
aramıza ördüğün soğuk duvara dayanıp,
1,2,3,4,5 ..........


önüm arkam
sağım solum
saklanmayan sobe!


sobe!

26 Ocak 2012 Perşembe

...

Deli bir rüzgardım
sana doğru esen
içini titreten
içine işleyen

koynuna sokuldum usulca;

duruldum,
ısındım

zamanla yok oldum.

25 Ocak 2012 Çarşamba

BULUTSU DUDAKLARA ELVEDA!

Şimdi elimi bırakıp
gitmek mi gerçekten
istediğin?

Anladım...
...
...


Sana yazdığım
tüm aşk cümlelerine
kalemimin karasını bastıracağım
var gücümle;
ölecekler,
can çekişerek,
debelenerek acılar içerisinde,
zamansız,
daha yaşayacak güzel günleri varken
birden bire...

Seni yazmak
sana yazmak isteyecek kalemim
bir zamanlar ellerini tutmuş;
uzak bir hayalken bile seni sevmiş
olan ellerim.

Gözlerinin içinde koşuşturan çocukların oyununa dahil olamayacağım,
uzaktan kavuşmaya çalışmayacak gözlerimiz,
çocuksu dudak kenarlarımız sevinçten havalara zıplamayacak;
kurt bir daha Kırmızı Başlıklı Kız'ın hikayesinde olmayacak...

Ne kadar zor
bir bilsen
sensizliği susmaya çalışırken
konuşmak
konuşarak yazmak
yazarken konuşmak
KO_NU_ŞA_MA_MAK!

Ne gidebiliyorum
ne de kalabiliyorum
artık bu satırlarda
sürükleniyor harflerim
kendi uçurumuna
hızla,
acıyor canım;
çok,
çok,
çok!

Şimdi git,
değiştir kalbinin çarşaflarını
kirlendi aşkımla
kokusu karışmasın yaşanmışlığımızın
hala yaşadıklarına.

ve...
artık gitme vakti
bulutsu dudaklara elveda...

24 Ocak 2012 Salı

El ele tutuşan gözlerimiz /istanbul

seni özlüyorum,
çayın içine attığım tek şekerin erimesi gibi
sıcaklığında kaybolduğum günleri,

ruhum bedenimden çıkacak gibiyken
geri döndüğünde
hücrelerimi titremesini

gök gürültüsünden korktuğum zamanlarda
sığındığım
penceresiz kollarında
tutamadığım zamanı

tost ekmeğinin arasında eriyen salçanın
sürekli gülmeye çabalayan dudaklarımın
kenarına bulaşmasını

özlüyorum seni
yanından geçerken yüzüne estirdiğim rüzgarımı

gitmeyi,
yola çıkmayı,
sana doğru adım atmayı
elele tutuşan gözlerimizi

özlüyorum.

üşüyen tüm bulutlar birbirine
sarılmışken
kışın savurganlığında

sadece sana sarılmayı

düşlüyorum.

23 Ocak 2012 Pazartesi

Adımları havada asılı kalan kız / İzmit


Bir adamın kalbinde kendine yer bulamayan kız ne kadar da hüzünlü.

Uzaktan bakınca; kızın cesur ve sevgi dolu adımlarına duyarsız kalmakla suçladığım adamın bakışlarının nerde olduğunu anlamak zordu.
Yakınlaştıkça anladı ki;
adam aslında yardımcı olmuyordu bakışlarıyla, elleriyle, kalbiyle, hisleriyle...

Bir hikayeleri olmayacaktı ya da olacak mıydı?
düşünmekten yoruldu,
yoruldu
yalpalamaktan
ne ileri gitmek istiyordu artık ne de geri dönmek

derin bir nefes aldı...

Havada asılı kalan adımlarını hızlıca toparlamak yerine,
kuzeyden gelen soğuk bir rüzgara teslim edip yok olmayı seçti göğün maviliğinde.

Onun bu sessiz gidişi
kuzey rüzgarına cesaret verdi;


kendi kalbinin içinde taht kuran adamı da sildi,
usulca,
tüm soğukluğuyla
havada adımları asılı kalan kızın ardından.

12 Ocak 2012 Perşembe

Onayladı
ama hep sustu
hiç bir gidişim böyle sessiz
yargısız
saygılı olmamıştı bu zaman dek.

Yağmur damlalarının neden olduğu bulutsuzluk

Dalda yağmurdan sonra biriken,
şeffaf ve sulu
tıpkı bir inci edasıyla parıldayan yağmur damlalarını severim...

Onlar ki hayatı anlatır bana.

yok olma pahasına tutundukları
dala,
can katarlar
ve bunu karşılık beklemeksizin yaparlar.

Diğer damlacıklarla zaman zaman birleşip daha da büyürler
daha faza parlarlar...

Bazen dalın eğimine göre,
bulundukları yerden ayrılıp başkalarına katılırlar
kendini dalın eğimine teslim edip.

Sonunda mutlaka düşerler
hiç düşmeyen görülmemiştir dalın üstünden.



ARTIK GEÇTİ

Anlattı ben de dinledim
destek oldum mu ona dinlediklerimle

inanamadım
nasıl arındırdığımı kendimi
bir kaç zamandır taşıdığım ağır düşüncelerden.

Her şey geride kaldı,
hayallerle yaşamak güzeldi
ama
artık bitti.

Çocukçaydı
ama saf değildi
ya da
öyle miydi?

Herneyse artık geçti!

UZAKTAKİ YAKIN

Ne varsa varettiğim içimde
imkansız gibi görünen ne varsa
istemedik,
aslında istedik
ama cesaretimiz yoktu söylemeye
senin de
benim de.

Korktuk
geçmişinden
geçmişimden
uzaklıktan ya da yakınlığımızdan
yakındaki uzaksın benim için
artık
ben de öyleyim senin için.

Geride neyi bıraktıysak konuşulmayan
bence her şey şu an gayet açık
senden bana
benden sana kalan
biten anlardan başka
neyimiz var ki
ortaklaşa.

9 Ocak 2012 Pazartesi

'sahici aşıklar ancak darmadağın cümleler kurarlar'

Alain De Button
Aşk üzerine / sf:40

YOL İLERLİYOR/9 Ocak / İstanbul



Yol ilerliyor
biz ilerliyoruz
ilerledikçe geçiyor zaman
duygular değişiyor.

insanları geçiyoruz
evlerin ışıklarını
kaldırımların yalnızlığını
el ele tutuşan aşıkları

Varmak istediğim noktaya gitmeye
var daha,
sonra
ışıklarda ineceğim,
yağmurun altında
ıslanacağım,

milyonlarcasının yüzüne düşen yağmur
seni getirecek yüzüme
gece karanlığına bürünmeden hemen önce.

5 Ocak 2012 Perşembe

Çocuksu Dudak Kenarı / İstanbul 5 Ocak


Kalbim yoruldu bu denli çok şey hissetmekten dedim,

çocuksu dudak kenarların hınzır gamzelerine doğru coşkuyla koştu.

İki yaramaz çocuk birbirine kavuştuğunda bırakmadılar birbirlerini

uzun süre.


Çocuksu dudak kenarı gittiği yerden,

gittiği hızla gelmedi.

Hareketleri daha ağır ve yorgundu.

Kendini topladı bir süre sonra ağır bedeniyle.

Benden ne yapmamı istiyorsun? diye sordu

Aslında basitti yanıtı, dünyanın en zor basiti.

O an söylemedim,

söyleyemedim...


Sadece gözlerine bakabildim uzun uzun.

Yaramaz dudakları sustu geride meraklı gözlerini bıraktı bana.


O an anlatamadığım her şeyi gösterdim bir bir gözlerimle.


Gülümsedin

gülümsedim.

Kırmızı Başlıklı Kız

Büyükanne senin kolların neden bu kadar sıcak?

-Seni daha iyi ısıtabilmek için yavrum, dedikten sonra kurt bu genç kadının bedenine sımsıkı sarıldı.
Sanıdığının aksine onu midesine indirmedi,
o hep çok arzuladığı kokusunu içine çekip
daha bir kavradı,
narin omuzlarını kadının.
Kırmızı başlıklı kızın bedeni
kurdun yükselen ısısı ile daha da ısınıyordu.

Avcı bağırışları duymadı evin önünden geçerken çünkü,
kırmızı başlıklı kız çoktan uyuya kalmıştı,
sıcak yürekli kurdun kollarında.

Hayali... / 5 Ocak 2012 / İSTANBUL

Müzik dinlerken hayallere kapılıp gitmenin imkansız olduğu
zamanlardan birinde
hayali bir buluttun sen
gökyüzümden sürekli geçen

düşledim seni;

Hayatın bütün anlamsızlıklarına karşı elimi sıkı sıkıya
tutarak göğüs gerişini,
dayanamayıp yalpalayışlarını,
hiçbir şeyi saklayamayan gözlerini,
ruhunun gizli kalmış odalarını.

Beni içeri aldın

bütün uzakta sandığım odalara bir bir yerleştirdim
eşyalarımı
kokumu
sevgimi.

Ruhunun parçalarına bütün hayatımı kurdum.

2 Ocak 2012 Pazartesi

istedim ki/Senenin ilk bulutuna merhaba! - 2 OCAK 2012

Uzun gibi görünen her şey aslında ne kadar da kısa.

Hayal kırıklıkları, sevişler, acılar, mutlu anlar, kaçışlar, gidişler, gelgitler ve yeni başlangıçlarla dolu aslında yaptığım hiçbir şeyden utanç duymadığım ya da pişman olmadığım koskaca bir yıldan kalan herşeyi biriktirdim ruhumda, bedenimde...


İstedim

Kötü olan herşeyi unutmak,

istedim

hep mutlu olmak...




İstedim;

Gözlerinin içinde, baldırı çıplak koşuşan çocukların oyununa katılmak,

Gözlerinde sakladığın bütün hayatlara dahil olmak,

kanatlanıp uçmak hayranı olduğum bulutların yanına.

Rüyalarında, hep karanlıkta kaldığın o anda ışıkları yakmak.


Sana baktığımda bana bakmanı

istedim.


Hiç konuşmadan da anlaşabilmeyi,

yanından her geçip gidişimde beni anlamanı

hayat sıcaklığını

istedim


Bulutlar gibi yumuşak

ve

sıcak

öpüşünü

istedim.


Kış gününde

güneşli bir havada günümü güzelleştiren bir bulut gibi ol

istedim.


Öylece dur olduğun yerde,

hayatımdan

çıkıp gitme


Sadece öylece dur

istedim

Kendin gibi, başkası olmadan.



İstemeyi istemek zaten yeterince yorucuyken

Yorulmamayı istedim.