
Günlerden cumartesi; sabah cok cok erken saatte yollara koyuldum yine ama bu sefer geçmişimeydi yolculuğum; depremden öncesine.


Bir gemi geçti aramızdan az önce, martılara simit atarken farkedemedim bana bakan yüzleri, yüzüm göğe dönüktü.
Bakışlar bakışlarımla birleşemedi, havada asılı kaldı; yarım kalan sözler gibi... .Yarım kalan şeylerin boşluğundan akıp gitmiş martılar uzun yıllardan beri. Bizim yaşanmışlığımızın yarım kalanlarıymış arasında uçtukları.
Bir martı geçti yanımdan kocaman çığlığla; "az önce aranızdan bir gemi geçti, benim halim nicedir böyle uçar dururum sizin bıraktıklarınızın arasından, atla haydi denize; yakala gemiyi, araya mesafe koyup boşluklarda özgürlüğü arama" dedi ve hızla uzaklaştı yanımdan.
Dinledim martının dediklerini aceleyle ona attığım lokmayı yutmaya çalışırken.
Atladım denize, su soğuktu ama güneş ısıttı beni zamanla; alıştım. Yüzmekten yorulup kendimi akıntıya bıraktığımda akıp gitti bedenimden bütün herşey. Sana taşındım bütün masumiyetimle, sadece sana;
arına arına suyun şefaflığında.
Çıplaktım ruhum ve bedenimle, saftı duygularım. Karşında ne yapacağını bilemez halde duran bendim. Birbirimize dokunamadığımız her saniye aramızdan geçiyordu yarım kalmışlıklarımız ve kanat sesleri. Adım attık birbirimize, rüzgarla beraber herşey silindi aramızdaki.
İlk hissettiğim nefesindi. Gözlerine baktım sonra. Arada ne kelimeler, ne rüzgar, ne yarım kalanlar ne de zaman vardı.
Birbirmize aittik sadece geride kalan herşey anlamını yitirmişti. Ruhum bedenini yırtarcasına geçmek istiyordu ruhuna; tamamlamak adına kendini sende. Bir bedenimiz varmıydı ya da kollarımız , ayaklarımız farkında değildik.
ve en sonunda biz; birbirimizin ruhunda arındık.
Sorular sorular sorular
Dünayda katrilyonlarca soru var bir okadar da cevap.
Cevapsız kalan, cevabını tam olarak alamadığımız, sormaya zaman zaman korktuğumuz, bazen de sorulduğu anda cevabını bulan sorular var olmaya devam edecek ; yaşam devam ettiği sürece!
Zihinlerdeki soyut soru kavramının, somut olarak görselleştirilmesinden bu yana soru işareti; kendi başına ayakta durabilecek kadar güçlenmiştir çoğu zaman.
"Soru işaretinin kendisi"nin bulunduğu yer, bazen bizzat sorunun kendisi oluverir.





