
Haraket eder etmez ter içinde kalmamanın imkansız olduğu bu günlerde, vapurda dışarıda oturmak uğruna, sıcak havaya rağmen son kez enerjimi toplayıp, yer kapma umuduyla koştururken daha da bir terledim. Sonra rüzgarın bütün bu yorgunluğu üfleyip üzerimden atmasını umdum.
Öyle de oldu...
Giderken,vapurun üzerime fışkırttığı sulara aldırmadan kitabımı okumaya devam ettim. Rüzgarla oynayan yeni yetme saçlarım, yüzüme bir heyecanla yapışıp, aynı heyecanla rüzgarın peşinden gidiyorlardı. Beş dakikanın sonunda bu rutine bağlayan oynaşmadan sıkılıp, kitabımı okumayı bıraktım. Manzaradan payıma düşeni seyredaldım.
İşte yeryüzüne sırtını dayamış adamla o anda karşılaştım. Güneşe açmış bahrını tek başına güneşleniyordu. Geniş omuzlu, yuvarlak kafalı, sivri burunlu bir adam. Hafif kel olduğunu seçebildim sadece;
yüzünü göremedim, o da bana bakmadı zaten.
sadece 2 dakikalığına geçip gittik birbirimizin hayatından..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder