21 Aralık 2016 Çarşamba



Bulutlar göğün üstünü örtmüş,
kurşun gibi ağır bir gün.





20 Kasım 2016 Pazar





Her gün
güneşin batışını izleyememek
ne büyük bir kayıp
kahrolsun
kapitalist, konformist yaşamlar.




22 Şubat 2016 Pazartesi

rüya



her sabah seni tanıdığımı unutup

her gece seni yeniden tanımak,

hem büyük bir yokluk

hem de acınası bir varlık.









emoji





Ölümlü narin elleri
geziniyordu klavyesinde
nerden lafa başlamalıydı,

bilmiyordu.

Ardından sadece 
emoji yapıp 
yolladı.

Z a m a n
duygularını 
ezip geçmişti.





6 Aralık 2015 Pazar

10 Ekim 2015 Cumartesi

a
z
a
l
a
a
z
a
l
a
y
a
ş
a
m
a
k
.
.
.







Her şey dün gibi,
aradan çok zaman geçmiş.









20 Temmuz 2015 Pazartesi

DEDE KOKUSU




Tenine sinmiş dede kokusu
masumiyetini yitirdi
gözlerimi açtığımda.
Hatırlamak için
rüyalara
ihtiyacım mı
var.





18 Ocak 2015 Pazar

Benzetme



Tıkanık lavabo ile
hayatın zorluklarını
aynı şekilde 
yaşamak.






UÇARI KADIN

Çocuksu,
uçarı bir kadın
şiirlerindeki imla hatalarını koruyan
kurallara göre yazmayan.


kocaman gülüşlü
durağan
bazen
başka biri.

kadın uçarı
karışık çorba gibi.








4 Ağustos 2014 Pazartesi

gül...

Gece vakti kayıp giden
yıldıza benzer
gülüşü üzülen
her insan.
Ninniler
çok hüzünlü anne
sen bana sadece gül.

22 Temmuz 2014 Salı

Zach Sobiech / BULUTLAR

ABD'nin Minnesota eyaletinde yaşayan Zach Sobiech, uzun süre kalça ağrıları çekti ve ardından doktora başvurdu. İnceleme sonucunda ise gençlerde çok az görülen bir kemik kanseri türüne yakalandığı ortaya çıktı.
Çok sayıda operasyon ve kemoterapi gören Sobiech, kanseri yenemedi. Doktorlar ise genç müzisyene 3 ay ile 1 yıl arasında ömrü kaldığını söylediler. Bunun üzerine Sobiech, hayata veda şarkısı besteleyip Youtube'ta paylaştı. Bir anda büyük bir dinleyici kitlesine sahip oldu.
'Bulutlar' adlı şarkının sözleri ise şu şekilde: Yükseleceğiz ama ben biraz daha yukarıya uçacağım. Bulutlara ulaşacağız çünkü oradan manzara daha güzel. Burada canım. Çok uzun sürmeyecek...'


20 Temmuz 2014 Pazar

FANUS

sıcaktan fırsat bulamamış
yeni yetme rüzgar 
akşamüstü
kokunu getirdi burnuma
daha yeni söndürdüğüm sigaramın 
kül kokusuna inat.

unutmuşum nasıl koktuğunu
özlemeyi 
yalnızlığı.

evimdeyim
sardunyalarla dolu 
küçük balkonumda
kendi yarattığım
fanusta…

Her biri farklı 
yerden gelmiş
vitrindeki objelere
bakıyorum.

uzaklar beni çağırıyor. 


14 Temmuz 2014 Pazartesi

4 HECE

Görüşürüz,

aramızdaki en kısa mesafeye rağmen
uzak bir kelime.
İhtimallerle dolu
yankı bile yapmayan
cılız bir ses.

Sonunu defalarca tamamlamaya çalıştığın
yarım kalmış bir hikaye.

Gizli aşkını
dargınlığını
suskunluğunu
çaresizliğini
kimsesizliğini
büyük çığlıklarını
küçük susukunluğuna gömdüğün
4 heceli
bir bekleyiş.

Unuttum
ben senin nasıl biri olduğunu...

10 Temmuz 2014 Perşembe

ŞİMDİ REKLAMLAR


Zayıflığı kabullenmez bu dünya
ne demişler bilirsiniz,
kontrolsüz güç güç değildir.

Zamanın 
senden çaldıkları ne ki;
çocuk da yaparsın kariyer de.

Yılların etkisi yüzüne yansırsa eğer
üzülme,
günde üç farklı krem 
yaşlanma etkilerini geciktirir
çünkü siz buna değersiniz.

Ruhun kirlenir zamanla
ama unutma
kirlenmek güzeldir.

Bu dünya
Kabullenmez seni olduğun gibi
hep
daha iyisi ol 
ister,
hep 
daha 
fazlası...
Biz daha iyisini yapana kadar şimdilik en iyisi bu
kabullenseniz iyi olur.


Haydi durma 

değiştir kendini.

hayallerine dokun,

hayatı kaçırma,

bu fırsat kaçmaz,

bir iyilk yap kendine,

hayat paylaşınca güzel,

kısacası

bu dünya sizin, onu iyi kullanın!











22 Aralık 2013 Pazar

UYUYAN GÜZELİN KELİMELERİ

Saçlarım
kahverengi,
parlak
uzun değil
kısa da değil.
yer yer kızıl parlamalı

o da güneşte.

Yatağa yattığımda
boyum
bir buçuk karış eksik.
İki kişilik yatağın
üç bölü biriyim
ve
yorganın yarısından fazlasına sarılıyorum.

Rüyamda seni görüyorum...

uyanamıyorum
uyansam da
uyuyorum,
ben uyuyan güzelim.


-----------------------


Ben uyuyan güzel değilim.
o güzelin kelimeleriyim.
Kötü bir büyücü tarafından
çalınan.


Ben,
hem
gerçek
hem
hayalim.
Duyguyum,
şarkıyım,
senin kaybolmuşluğunum,
sonu iyi biten bir masalın
baş kahramanıyım.

Yakışıklı prensin öpmesinden sonra
beden bulacak olanım.


Ben
uyuyan bir masalın
uykusuz kelimeleriyim.

içimde bir şeyler uyanıyor...
Bilinmeze bakışım
yakınlaşıyor,
sessizlik çok yalnız.

Gidenler,

geri dönüyor.
sana bir
mektup yazmak
isterdim,
zamansız oldu ölümün.

SOĞUK























Uzaktan gelen köpek sesleri,
ellerim
ayaklarım
dudaklarım
kelimelerim
nefesim 
kalbim 
s o ğ u k.

Bir şarkı söylüyor
içine kapanmış deniz.
yaklaşıyor köpekler,

kuma gömülü çizmelerim,
uzaklara olan özlemim
uzaktaki yakınlarım
yakındaki uzaklarım
geçmişim,
geleceğim
şu anım;

s o ğ u k...

Su üzerini örtüyor bulutsuz gökyüzünün,
kumun.
İçindeyim
içimde.

Giderek yaklaşıyor köpekler,

ç o k  s o ğ u k.

Parmaklarıma doğru
ilerliyor
sinsi düşman.
Bedenim onunla yaşamayı öğrenecek
z a m a n l a.
bu,
beni öldürüyor.

8 Ekim 2013 Salı

bulutların üstünde biz ikimiz.

bu da buluttan defter.


''Şiir, hayatla kurgunun tam da öpüştüğü yerde. Ama bunu kör kör gözüm parmağına yapmak da gerekmiyor. Çünkü yazılan şeylerle yazanın sonraki macerası ayrı. Yine de her şiir yazıldığında hayatla ilgili bazı şeylerin kanadığını biliyorum. Yazdıklarının hesabını en çok şairler vermek zorundalar galiba.''

LALE MÜDÜR- ANNE BEN BARBAR MIYIM?

30 Nisan 2013 Salı

Bazen bütün cümleler yerini bulur
Bir kullanımlık aşklardan
uzak tutar seni.

6.99


Gece yarısına az kala 
uzun bir bekleyişin ardından
anca gelebildi köy otobüsü
bir hamleyle binemedi otobüse
az sonra arkama oturacak yaşlı adam.
bembeyaz saçları, Nisan ayı olmasına rağmen soğuktan al al olmuş
burnu ve yanakları, yaşlı ayaklarının  zar zor taşıdığı bedeniyle
tam bir 'dede'ydi o.

Belki ölmüş karısının yadigarı idi ona elindeki sepet,
sepetin içinde yerleştirmişti dikkatlice çuvalı, çuvalın içine bakmadan anlamıştım 
içinde ıhlamur olduğunu. 

Tıkış pıkış doldu 
geç saate rağmen otobüs.

Kulaklıklarımı  takmadım...

Ayakta duran yolculardan biri, gençten bir kızdı bu kendi parasını yeni yeni kazanan,
- Amca ben tanıyorum seni, ıhlamurun var mı yine? diye sordu.
- Evet var, diye karşılık verdi titrek sesiyle dede. Ardından bir paket hışırtısı geldi.
- Ne kadar? diye sordu kız.
- 2lira...diye cevapladı.

arkama bakmadım...

Kızın şaffaf poşete konulmuş ıhlamuru çantasına koyarkenki anına tanık oldum sadece.

Köye vardık. Benim ineceğim duraktan 4 durak önce indi dede.
Kazanamadığı paraları evine götürmek üzere,
ağır aksak adımlarıyla
yoktan varoluyordu.

Ertesi gün ve ondan sonraki gün o dedenin olası tüm yaşadıklarını düşündüm.

Utandım şımarıklığımdan, 
şımarıklığımızdan

Ya nike güzel değil, New Balance'lar daha iyi ama onlar rahat ama çok kaba.
Starbucks mı Illy mi?
Yaaaaaa Kanyon'dan çok sıkıldım Arnavutköye mi gitsek?
Zara'ya çok güzel yazlık ceketler gelmiş ama ben galiba Bershka'dan alacağım. Pull and Bear'ın yeni sezonu çok iyi.
Bu ekmek çavdarlı falan normal ekmek gibi değil.
Pinkberry yiyoooorum kalorisi daha az  diyet için baya iyi.
Öğle yemeği çok kötü, hadi dışarda yiyelim.

 
Bugün bir markettte gördüm , 

adamın sattığı ıhlamurun yarı paketi

6.99 TL idi ve 

onunkiler gibi kokmuyordu.


14 Mart 2013 Perşembe

de ğiş mez

Anahtarlar
azalır
anahtarlar
çoğalır
anahtarlıklar
alınır
anahtarlıklar
atılır.
Ev
değişir
ev arkadaşı
değişir
şarkılar
değişir
nefesler
değişir

anılar

de
ğiş
mez.

4 Şubat 2013 Pazartesi

GEÇ OLDU


Neyse,
geç oldu...
haydi gel,
uyuyacağız,
Yazma vakti geldi.
PUS

Yeni tütmüş soba,
soğuğun kokusuyla 
kokusunu ciğerlerime dolduruyor
ama köy hala uyuyor.

Öyle bir sabah ki horozlar bile ötmüyor.

20 Ocak 2013 Pazar

BOŞLUKLARI DOLDURMAYALIM























"Boşlukları dolduralım" diye bir ses gelir otobüste en önlerden,
Toprağa yazdığımız yakınlarımızın boşluğunu hayata yeni yazılanlar alır,
Eski arkadaşlarımızın yerini yenileri,
eski anılarımızın giderek silikleşen yanı hemen yenileri ile birleşiverir.
Hayat, boşlukları sevmez.
insanoğluna dolu dolu yaşamayı öğretir,
tıkış pıkış,
itiş kakış,
kendi boşluk doldurma oyununa dahil eder herkesi.


Varsın doldurmayalım gidenlerin yerini,
belki de boşluklarımızdır bizi var eden.
Dolu dolu yaşamayalım;
salonun ortasına tek bir koltuk koyalım,
a4 defter sayfasında tek bir cümle yazılı olsun,
sayfayı çevirelim,
gardrobumuz tıka basa dolu olmasın,
giyebildiklerimiz kadar giyemediklerimiz de karakterimizi yansıtsın.
yazılarımız, söylemek isteyip de söyleyemediklerimizle boş olsun,
Giderek silikleşen yüzlerin yerine yenileri gelmesin.
Kaybettiklerimizin yerine yenileri doğmasın.

Boşluklarla yaşamak bizi korkutmasın
Kimilerinin kendini keybettiği bu boşlukta
biz kendimizi yeniden bulalım.

BOŞLUKLARI DOLDURMAYALIM.



14 Aralık 2012 Cuma

Masallarla yaşayanlar için,
illüstrasyonları ve hikayesi oldukça güzel,
aklı sürekli gökyüzünde olan bir kızın sımsıcak hikayesi.


13 Aralık 2012 Perşembe

Bu blogda paylaştığım ilk şarkı,
bir başkasına ait ama içinde bulutları olan yumuşacık bir şarkı.


4 Aralık 2012 Salı


BENDEN BİR ŞİİR OLMAZ.


Yazmak insanın mastürbasyonudur derler
ve sen de bunu oldukça sert yapmışsın
ruhundan atmak istercesine beni.


VE SEN;

Uğruna şiirler yazdığın
Yuvarlak kalçaların içinde
Daha bir dolacaksın kibirle
Kendini kandırdığın
Yalancı bir kinle
Tüm arzuladığın kadınların
hayallerine karşılık, 

YAŞAYACAKSIN!

23 Kasım 2012 Cuma

VERESİYE

Az önce,
ortalama bir mutlulukla
bana bahşedilmiş bir hayatı
veresiye geçiştirdim.

11 Kasım 2012 Pazar

SIĞINAK BENİM

Masanın altına sığınmak istiyorum
Sığamıyorum ki,
acılarla
mutluluklarla büyüyüp
kocaman bir kadın olmuşum farkında olmadan.

Ben ne zaman bu kadar büyüdüm?

Anladım çocukken sığınabildiğin masanın altına artık sığamamakmış
büyümek.

Kendinden başka bi yere sığınamamakmış.
Üzerine örttüğün battaniyeden ayaklarının taşmasıymış,
Tuvalet sırası bekleyen insanların, sen içerdeyken, kapıya sabırsız
sabırsız vurmasıymış,
gittiğin bütün yolların bitmesiymiş,
sevdiğin tüm insanların sırasıyla ölümünü izlemekmiş.

Büyümek buymuş.

Sığamamak
sığınamamakmış!

8 Kasım 2012 Perşembe

Bulutlar da insanlar gibi değişken
ama çok aldanmamalı onlara.
Sonbaharın bulutları
nasıl saklamak için güneşi
kaplıyorsa göğü
en koyu giysisiyle
biz de saklıyoruz
kendi içimizdeki güneşi
bir acıya karşı
sevdiğimize,
sevdiklerimize.


27 Ekim 2012 Cumartesi

ARAF



Ağzımda,
saatler önce yediğim
soğanının bıraktığı bol susamalı
garip tat
uyandırdı beni.

Üzerime örtülmüş iki kat battaniyenin altında giderek eziliyorum.
Belirsiz bir ateş bu anlamsız yükün altında,
bedenime yayılan.

Susuyorum

Zaman geçiyor
ben yine,

Susuyorum,

tüm acımı içime.

İçime  doğru susuyorum
hıçkırıklarımı.

Uyanamıyorum, uyuyamıyorum da
Bir garip araf
Rüyalarım,
Bin parçalı bir puzzle
her sabah son parçasını bulup
tamamlayamadan
uyandığım.

22 Ekim 2012 Pazartesi

HAYDARPAŞA YAZGISI:

Sonbaharda daha bir başka olurdu tren ile yolculuk
durgun soğuk mavi denizin yanından geçerdi tren
tıngır mıngır. 
Karanlık tünellerin sonundaki ufak ışık huzmeleri 
umut verirdi insana...

Farklı insanların hayatlarına dahil olurdum iki saatliğine, 
kalabalığın uğultusunda unuturdum her şeyi,
seyredalardım kocaman camın arkasındaki manzarayı. 
Yazın sıcağında kocamış tülleri uçuşurdu saçıma, 
güneş yüzüme vururdu 
ve ben hiç kaçmazdım güneşten.
o trenin beni nereye götrümesini istersem; 
oraya götürürdü beni. 

Üniversite'de ilk yıllarımın anlamıydı gidişlerim. 
Her türlü duyguyu sığdırırdım bir gidişe.


Ama her şey geçer değil mi sizce?
Unutulur bütün anılar yıkılınca, yakılınca binalar.
Siz nereden bileceksiniz ki bunları yaşamadan;
Ben de herkes gibiyim,

sadece 



kabullenmek istemiyorum sevdiğim bir şeyi yitirmeyi.
 
 



 
Söylenmemiş çok söz var gibi, Bir an söyleyecek oluyorum
Sonra ani bir kararla vazgeçiyorum
havada asılı kalan eksik cümlelerimi bir nefesle içime çekiyorum gerisin geriye.

Susuyorum,
susturuyorum kendimi.

18 Ekim 2012 Perşembe

Bulutlar okşuyor saçlarımı
başımın üzerinden geçerken
hissedemiyorum şevkatli ellerini
çabucak geçiyor ruhumdan.

Kafam ağır
kaldırıp bakamıyorum
göğe.


29 Eylül 2012 Cumartesi

BEYAZ PEÇETELER

Buruşmuş pembe yatak çarşafında
Bulut kümeleri gibi yerini almış
Defalarca kere en şiddetli yağmur olan
gözyaşlarıma maruz kalmış
ıslak beyaz peçetelerin
gözeneklerinin
benim tarafından
işgal ediliyor olmasını düşünüyorum.

Acının somut bir sonucunun
bir paçavra gibi kenara atılması
çok üzücü geldiğinden midir nedir bana
toplamadım hiçbirini.

Bu tatlı bulutların
Beyaz karlı dağlara dönüşümüne
Tanıklık etmekten korkuyorum.


Bir insanın  kendisiyle baş başa kalması ne kadar zor.

HAVLU

Kabul ediş ve derin bir iç çekişin karamsar nefes kokusunu
geçirir diye ummuştum
dişimi fırçalamak.
Ağladıkça akıtırım belki 
gördüğüm yüzleri,
anıların giderek silikleşmesini.

Ne acı bunun da pek mümkün olmaması.

Oysa ki ,
Isterdim
bir şeylere tepki gösterebilmeyi
nedenli yere saçmalayabilmeyi
hala diyebilmeyi.

Küvetin içindeki sıcak  suda
çabalamayı bırakmış
Japon balığı gibiyim
kendi fanusumu
düşünüyorum.
muhtemelen bir kaç ay daha yaşayacak
ama sonu benim gibi ölümle
sonuçlanacak fanustaki diğer balıkları.

Üzülmüyorum.

Su soğudu
üşüyorum
havlun bende kalmış

Sarıldım.

vernelin kokusu kokunu bastırmış
tıpkı ilk günkü gibi
sensiz,

havluya.


Ölür gibiyim ama
yaşıyorum hala.


22 Eylül 2012 Cumartesi

KARANLIK RENKLER

Bütün gün yalancı bir güneşte
kaldıktan sonra
akşamüstüne doğru
vücudu saran ince titremeli
sonbahar havası gibi hislerim.

Yalayıp,
burnuma doğru kokusunu
almak için ittirdiğimde
dudaklarımı,
içime doldurduğum
önceki öpüşlerinin kokusu.

Kadehe bastırılmış
dudak izinden
tanınabilen
büyük bir iç acısı.

Bakışlarım bulutlara dayalıyken
düşündüm durdum hep bunları.

Sonra onlar gittiler
giyinerek karanlık renklerini
flaşların ardı ardına patladığı
o gürültülü cümbüşe
sonbaharın bulutları.

Düşüncelerimin üzerine
basa basa.