
Fotoğraf çekimi için şehrin yorulmuşluğundan uzak bir yer gerekliydi bana. Havanın kapalı olması beni kilyosa gitmekten alıkoyamadı. Deniz kıyısında yürümeden önce, ılık rüzgarın uzaklardan taşıdığı havayı ciğerlerime doldurdum. Üşümekle üşümemek arasında tereddüt etmesine izin vermediğim omuzlarıma, kareli gömleğimi yerleştirdim. Hava rüzgarlıydı nasıl olsa ve rüzgar güvenilmezdi. Rüzgar yalnızca bacaklarıma dolandı, saçlarımı okşadı . Dalgalar; ruhumu, umutlarımı...
Kilyos sahiline gelip havanın kapalı oluşundan etkilenmeden sıcacık denizin tadını çıkaran ötekiydim ben. Kumları ayaklarımın altından çekti dalgasıyla, içine aldı beni ve o sımsıcaktı. Korktum enginliğinde kaybolmaktan, kendime hakim olamamaktan, uzaklaşmaya çıkmaya çalıştım, çıkamadım. Tuttu beni güçlü kollarıyla, sardı bedenimi göndermedi hiç bir yere.
Uzun bir mücadele sonrası bol tutkulu bedeninden ayırdım kendimi , artık sadece ayaklarımın parmaklarıydı bana dokunabildiği tek yer.
Yürüdüm, yürüdüm ve yürüdüm. Arkama baktığımda, nerden geldiğimi göremez olana kadar yürüdüm.
Kalabalıktan arınmıs olanlar benim gibi uzaktaydılar. Nerden geldiklerini göremiyorlardı onlar da ama huzurluydular oldukları yerden, tıpkı benim gibi. Buradaki insanlar birbiriyle konusmamaya kararlı, kimse kimsenin kendi yalnızlığını bozmak istemiyor besbelli!
Belki de bu nedenle; yeni yetme bıyıkları pek alaycıydı bana tepeden bakan adamın.
Kaç yaşındasın ki sen! yirmi beş ol ya da otuz maksimum!
İri gözleri ve kaygılı kaşları vardı.
Bir süre sonra bana bakmaktan sıkılıp arındığı kalabalığa geri dönemeye karar verdi. Belki de korktu kendi yalnızlığından.
Kalabalığı hiç sevmem zaten ama, bende korktum o adam gibi kendi yalnızlığımdan,
geldiğimi artık göremediğim yere geri döndüm.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder